Bütün Ehl-i Sünnet tarikat Pirlerine ve mensuplarına saygı ve sevgisi olan, Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı bağlanmaya azmetmiş, elest bezminde verdiğimiz sözü unutmayan Müslümanlarız Şeyh Ahmed El Haznevi - Menzil Nakşibendi Tarikatı - Tasavvuf sohbetleri Şeyh Ahmed El Haznevi hayatı

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

İstatistikler
Toplam: 3632931
Aktif: 15
Bugün: 723
Dün: 932
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    
Naksibendi.com.tr

Şeyh Ahmed El Haznevi

Şeyh ahmed El-Haznevi (KS) (? – 1949) 

Son devirde Suriye’de yetişen evliyadan. İsmi ahmed’dir. Babası Hoca Murad Efendi olup, Mardin ilinin İdil( Hazah) ilçesine bağlı Banihe köyündendir. Suriye’nin Kamışlı kazasına bağlı Hızna veya Hazne köyünde doğduğu için Haznevî nisbesiyle anıldı. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1949(H. 1369) senesi Suriye’de Kamışlı kazasına bağlı Telma’rûf köyünde vefat etti. Kabri oradadır. Babasınınİmam- Hatiplik yaptığı Hazne köyünde dünyaya gelen ahmed- i Haznevî, tahsil çağına gelince, zamanının alimlerinden ilim öğrendi. Diyarbakır’ın Silvan kazasına gidip, o civarda meşhûr olan Müderris molla Hüseyin Küçük Efendiden zamanın usûlüne göre okuyup tahsîlini tamamladı ve icazet, diploma aldı. Tasavvufa karşı alaka duydu.

Nurşinli Şeyh abdurrahman Tagî’nin halîfesi Hizanlı Şeyh abdülkadir Efendinin sohbetlerinde bulundu. Birinci Cihan Harbinden önce hocası Şeyh abdülkadir Efendinin vefatından sonra abdurrahman Tagî’nin oğlu yüksek ilim ve irfan sahibi büyük velî Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretlerinin sohbetlerine devam edip talebe oldu. Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretlerine talebe olduktan sonraki halini şöyle anlattı: Nurşin’e gittikten onbeş- yirmi gün sonraydı. Hazretin (Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî) evindeydim. Malûm yemeğimiz darı ekmeği ve darı çorbasıydı. Bir gün Muş taraflarından, o bölgenin ileri gelenlerinden birisi Hazret’i ziyarete gelmişti. Hazret’i ve talebelerini yemeğe davet etti. Hazret de daveti kabûl edip, icabet edeceğini bildirdi. Nasıl olsa ben de ziyafete gideceğim, güzel yemekler yiyeceğim diye düşündüm ve sevindim. Bu durumdan nefsim çok zevklendi.

Hemen çarıklarım ıslansın da rahat giyeyim diye suya bıraktım. Nihayet Hazret yolculuk hazırlığını yaptı. Ben de diğer talebelerle birlikte hazırlandım. Hazret çıktı, yüzünü bana döndürüp;” Haydi gidiyoruz. Bütün mollalar benimle beraber gelsin. Yalnız Molla ahmed kalsın. O gelmeyecek” buyurdu. Ben gitmeyip kaldım. O zaman hocamın niçin öyle dediğini anladım ve nefsime dönüp dedim ki:” Bütün suç senindir. Sen güzel yemekler yerim diye iştahlandın. Güzel yemeklere tamah ettin. İşte bunun için Hazret seni götürmedi. Ey nefsim! Senin uslanman için bu kapıda çok sabırlı olman ve kendi isteklerini bir kenara bırakman lazımdır.

Bunu yaparsan allahü tealanın ve sevdiklerinin rızasına kavuşursun.   Kabri Suriye – Kamışlı – Telma’ruf köyündedir.  “Bir gün Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretleri ahmed Haznevî’ye sordu:  “Molla ahmed! Sen yemeklerini nerede yiyorsun?” ahmed Haznevî; “Sofilerle beraber yiyorum efendim.” dedi.” Peki nerede yatıyorsun?” diye sorunca da;  “aşağı divanda yatıyorum.” cevabını verdi. Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretleri ahmed Haznevî’nin bu cevaplarından çok hoşlandı, sevindi ve buyurdu ki:  ” Çok iyi yapıyorsun. aşağı divan çok hoştur. Seyda- i Tagî ( abdurrahman Tagî) orada sohbet ettiği ve talebelerine manevî feyzleri ihsan ettiği için oranın bereketi fazladır. Yukarı divan ağaların yeri, aşağı divan ise Seyda’nın divanıdır. Oranın kıymetini bil.” Bir gün Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretleri ata binmiş gidiyordu. ahmed Haznevî’yi görünce atının yularını çekerek durdu Onu yanına çağırdı ve;” Molla ahmed! İnsanın şu kadar, zerre mikdarı kadar nefsi olsa, o, allahü tealadan uzaktır. Zîra, insanın evini yıkan en büyük düşmanı kendi nefsidir. Onun için insanın kendinden haberi olmalı.

Nefsin tuzaklarına düşmemeye çalışmalıdır.” buyurarak atını sürdü, yoluna devam etti. On beş sene müddetle bazan yaya bazan binekli Nurşin’e gidip gelerek Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretlerinin sohbetlerinde bulunan ahmed Haznevî, bu ilim, irfan ve feyz kaynağından çok istifade etti. Tasavvuf yolunda yüksek derecelere kavuştu. Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretleri ona ilim öğretmek ve insanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatmak husûsunda icazet ve hilafet verdi. Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretlerinin sohbetlerine devam ederken kendisine zahirî ilimleri öğreten Silvanlı Molla Hüseyin Efendiyle de irtibatını kesmedi. Molla Hüseyin Efendiye şu ifadelerin bulunduğu bir mektup yazarak duasını istedi:”… Bu mektup mübarek dergahın rakımı, köpeği olan ahmed’den ilmiyle iftihar ve îtimad edilen meşhûr büyük hocamadır. allah bizim ve bütün müslümanların menfaatleri için ömrünü uzatıp, onu sevdiği ve razı olduğu şeylerle muvaffak kılsın. ahmed yüce kişilerce öpülen ayakkabınızın tozunu öpmekle teberrük eder.

Değerli vakitlerde inci gibi temiz kalbinizden çıkan duanızı diler,gece- gündüz himmetinizi bekler. Yıldızlara benzeyen çocuklarınızın gözlerinden öper. allah onları, din ve halk için faydalı şeylere muvaffak eyleyip güzel insan olarak yetiştirsin. Kendisine dua etmelerini rica eder, durumlarınızı sorar, allah şimdilik ve gelecek zamanda durumunuzu afet ve musîbetlerden uzaklaştırsın…   Evi hala eski durumunu korumaktadır.  Hocası Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretlerinin vefatından sonra doğum yeri olan Hazne köyünde ve Telma’rûf köyünde ilim okutup talebe yetiştirdi. İnsanları allahü tealanın rızasına kavuşturan saadet ve kurtuluş yoluna sevk etmeye çalıştı. Yakından uzaktan gelerek sohbetleriyle şereflenen insanlar ondan istifade ettiler. Birçok din alimi, tasavvuf erbabı yetiştirdi. Onun yetiştirdiği zatların en başında, kabri adıyaman ilinin Kahta ilçesine bağlı Menzil köyünde bulunan abdülhakîm Hüseynî gelmektedir.

Ahmed Haznevî hazretleri bereketli sohbetleriyle insanların dünya ve ahiret saadetine kavuşmaları için çırpındığı ve şöhreti etrafa yayıldığı sırada birçok kimseler hocalarını bırakıp ahmed Haznevî’nin etrafına toplanmaya başladılar. O sıralarda Suriye’dekendinin şeyh olduğunu iddia eden pekçok kimse arasında bir de” Yeşil Şeyh” diye anılan biri vardı. Elbisesi, cübbesi, sarığı, entarisi, hülasa baştan aşağı bütün giydikleri yeşil renkten olduğu için herkes ona” Yeşil Şeyh” derdi. İşte bu Yeşil Şeyh’in de talebeleri kendisini terk edip ahmed Haznevî’nin kapısına gittiler. Onun yanında hiç kimse kalmadı. O da kalkıp o civarda ne kadar ağalar ve ileri gelenler varsa hepsini topladı. ahmet Haznevî’ye de haber gönderip toplantıya çağırdı. Topladığı kişilere güvenip bir şeyler yapmaya çalışıyordu. ahmed Haznevî daveti kabûl edip gitmeye karar verdi. Talebeleri ona;” Müsade ederseniz biz deotuz- kırk kişi sizinle birlikte gelelim.”dediklerinde;” Ne diye geleceksiniz? Biz aşîret davasına mı gidiyoruz?” buyurdu ve onların isteklerini kabûl etmedi.

Devam ederek;” Madem davet etmiş, icabet edelim, ne sözü varsa söylesin, yalnız iki kişi bana refakat etse kafidir.” buyurdu. Yanına iki talebesini alarak yola çıktı. Yeşil Şeyh’in köyüne vardı, kapısını çaldı. Kapı açıldığında o civarın ağaları ve halkın ileri gelenlerindenkırk- elli kadar kişinin orada olduğunu gördü. İçeri girerek selam verdi. Yeşil Şeyh hiç iltifat etmedi. Fakat ahmed Haznevî hazretleri Yeşil Şeyh’in bu davranışına aldırış etmeden yanına gidip müsafeha yaptıktan sonra oturdu. ahmed Haznevî oturur oturmaz, Yeşil Şeyh konuşmaya başladı;” Yetmez mi bize yaptığın, hakaret ve zulüm, bütün talebelerimizi elimizden aldın. Etrafımızda hiç talebe bırakmadın. Nedir bu senin yaptığın? Ne kadar benim babamdan, dedemden kalan talebem varsa, hepsini etrafına topladın. Olur mu böyle şey?” diyerek uzun uzun konuştu. Yeşil Şeyh’in hakaret dolu bu sözlerini sabır ve tahammülle dinleyen ahmed Haznevî, susarak dinlemeye devam etti.

Ahmed Haznevî’nin bu derece sabırla susmasına dayanamayan Yeşil Şeyh;” Sen niye konuşmuyorsun?” deyince, ahmed Haznevî;” Benimki sadece iki kelimedir, dinle! Eğer işim ve niyetim allah içinse, vallahi değil sen, senin gibi yüz kişi daha olsa bunu bozamaz. Yok eğer işim allah için değilse, sabret altı aya kalmaz, darmadığın olur giderim.” buyurdu. Yeşil Şeyh;” Çok doğru söyledin. Hakîkaten öyle, eğer allah içinse yüz tane benim gibisi gelse sana hiç bir zarar gelmez. Çünkü allah için çalışana kimse dokunamaz. Yok eğer allah için değilse, talebelerimiz haliyle geri gelirler.” diyerek hakkı teslim etti ve ahmed Haznevî hazretlerinin büyüklüğünü kabûl etti. İşte ahmed Haznevî böyleydi. O kadar sabırlı ve yumuşak huyluydu ki, muhatabı o kadar konuştuğu ve hakaretlerle dolu sözler söylediği halde cevap vermedi. Rahatsız da olmadı. O kendisine eziyet edenlere bile yardımcıolurdu. İlim, irfan ve güzel ahlak sahibi olan ahmed Haznevî, sohbetleriyle insanların dünya ve ahiret saadetine kavuşmalarına vesîle oldu. Sohbetlerinden birinde buyurdu ki:” Zaman fırsatı, bir ganîmettir. Kişi sıhhatini ve boş vaktini kendine ganîmet bilmelidir. Öyle ise ömrünü faydasız şeylere harcaması layık değildir. Ömrün hepsinin allahü tealanın rızasının olduğu şeylere sarf edilmesi daha layıktır. Beş vakit namazı cemaatle kılmalı; teheccüd, gece namazını terk etmemeli, seher vakitlerinde istiğfara, tövbeye devam etmelidir. Tavşan uykusu gibi uyuyarak, ibadetlerden geri kalmamalı, dünya nîmetlerinin lezzetine aldanmamalıdır. Ölüm ve ahiret hallerini anıp göz önünde bulundurmalıdır.

Hatta vakitlerin devamlı olarak allahü tealanın ismini anarak geçirilmesi vaciptir. Parlak olan İslam dînine uygun olan her şeyalış- veriş de olsa, kişinin yaptığı ameller zikir sayılır. Öyle ise yapılan bütün işlerin zikir olması için bütün davranışlarda İslamiyetin hükümlerine uyulması gerekir. Çünkü zikir gafleti kovmaktan ibarettir. Bütün fiillerde allahü tealanın emirlerine ve yasaklarına riayet edildiğinde gafletin etkisinden kurtuluş mümkün olup, allahü tealaya devamlı zikrin sevabı hasıl olur. Hülasa; allahü tealanın yoluna talib olan kimsenin dünyadan yüz çevirip, kalbi ile ahiret işine yönelmesi, zarûret mikdarı dünya işleriyle uğraşması diğer bütün vakitlerini ahiret işlerine safretmesigerekir. Dünya ve içindekilere gönül bağlamamak ve Peygamber efendimize tabi olmak husûsunda ise;” İyi bilmelidir ki, dünyasını ahiretine vesîle eden kimseden başkasına esenlik yoktur. Çünkü dünya meşakkat ve aldanma evidir. Zîrahadîs- i şerîfte;” Dünya lanetlenmiştir( kıymetsizdir) ve dünyanın içindeki şeyler de lanetlenmiştir. ancak allah’ın zikri ve allah’ın sevdiği şeyler bu lanetlenmenin dışındadır.” buyrulmuştur.

İşte bundan dolayı akıllı kimse allahü tealanın dostu ve sevgilisi olan Muhammed aleyhisselamın şerîatine, Nakşibendiyye büyüklerine, fakirlik, zenginlik, rahatlık ve sıkıntılı zamanlarında dahi tabi olmalı, uymalıdır. Çünkü onların boyalarıyla boyanmak en üstün maksat ve arzu edilen şeydir. Boyanmayana pişmanlık vardır. Beyt:” Ömrünü beyhûde yere geçiren kimse allah’ın muhabbetinden bir nasibi olmadığı için ağlasın.” Şeyhahmed- i Haznevî hazretleri insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturan Nakşibendiyye yolunun fazîletiyle ilgili olarak buyurdu ki:” Hace Behaeddîn Nakşibendî hazretleri;” Hakîkaten yolumuz, allah’a giden yolların en yakını ve en kısasıdır. allahü tealadan kat’î olarak kulu kendisine ulaştırıcı bir yol diledim. Dileğimi yerine getirip duamı kabûl etti.” buyurdu. Bu tarîkate ilk girişte bir tad ve zevk olup, sonunda aşk harareti ve sekr, kendinden geçme hali vardır. İşte bunun içindir ki, arif kimse kendini hiçe sayıp frenk kafirlerinin bile kendinden daha iyi olduklarını düşünür.” Bir sohbeti esnasında daramazan- ı şerîf ayının fazîletiyle ilgili olarak buyurdu ki:”Ramazan- ı şerîf ayında Peygamber efendimizinadet- i şerîfi, esirleri serbest bırakmak, istedikleri şeyleri onlara vermekti. Bu ayda akşam olunca orucu acele açmak, sahuru tehir etmek, teravih namazı kılıp,Kur’an- ı kerîm okuyup hatim etmeksünnet- i müekkede olup birçok iyi neticeler verir. Bu ayda salih ve iyi ameller yapmayı başaran bir kimse o senenin sonuna kadar da iyi işleri başarmış olur.

Bu ayı günah işlemekle geçse ki( bundan allahü tealaya sığınıyorum) o yılı sonuna kadar günah işlemekle geçirecektir. Öyle ise müslümanın, mümkün olduğu kadar bu ayda aklını allah yoluna verip çalışması, bu ayı kendine ganîmet bilmesi gerekir. Bu ayın her gecesinde, Cehennem ateşine müstehak binlerce kimse azad edilip serbest bırakılır. Cehennem kapıları kapatılıp, şeytanlar bağlanır, rahmet kapıları açılır.” Şeyhahmed- i Haznevî hazretleri uzaktan yakından sohbetlerine gelen kimselere İslam dîninin emir ve yasaklarını anlatarak kurtuluşlarına vesîle olduğu gibi sevenlerine ve talebelerine de mektuplar yazarak onlara yol gösterdi. Deyrezorlu Molla ahmed, Muhammed ve Hacı Hayreddîn’e yazdığı mektupta buyurdu ki:”… arka arkaya gelen kıymetli mektuplarınız bize ulaştı. İçindekilerini anlayınca çok sevindik. Çünkü onlar, sizin bu yüce Nakşibendiyye yoluna olan şiddetli muhabbetinizin, samîmi azim ve arzûnuzun çokluğunun habercisidirler. Bu muhabbet ve arzu çok büyük nîmetlerdir. Nasıl büyük olmasınlar ki, bu yolun büyükleri, müridin, talebenin allahü tealanın manevî feyz istemesini kendisine verilen manevî nîmetlerin yarısı, arzusunu da allah’a kavuşmanın yarısı saymışlardır. Zîra istek ve talep ile allahü tealaya kavuşmak azîz ve Yüce olan allah’tandır.

Kerem sahibi olan allahü teala kulun kalbine isteme ve arzuyu attığında, bu o kula manevî bir mertebe vermesine ve kendine kavuşmasını irade ettiğine delalet eder. İşte kardeşlerim! Bu beyandan anlaşıldı ki, sizde hasıl olan talep sizin için büyük bir nîmet olup şükretmeniz gerekiyor. Ta ki içinizdeki talep kuvvetten fiiliyete çıksın.” Nîmetlerimin kıymetini bilir, emrettiğim gibi kullanırsanız, onları artırırım…” ( İbrahim sûresi: 7) mealindeki ayet- i kerîmesi de buna kesin bir delildir. Bununla beraber şunu da ilave edelim ki, bu zamanda İslamiyet garîb oldu. Bu zamanda az bir dindarlık, diğer zamanlardakinden çok hayırlıdır. Yine size şu tavsiye olunur ki: Bu parlak şerîate( İslamiyete) ve mübarek sünnete tabi olmanız lazımdır. Zîra tarîkat şerîatın çekirdeğidir. Hatta bu tarîkatın imamı yaniŞah- ı Nakşibend Buharî hazretleri buyurdular ki:” Şerîata aykırı olan herhangi bir tarîkat zındıklıktır.” Bu yolun büyükleri buyurdular ki:” Bu tarîkat üç esas üzeredir: Muhabbet, ihlas ve kendine dînini öğreten manevî hocasına, mürşidine tabi olmaktır.” Bu yolun büyükleri bunları şöyle açıklamışlardır:” Muhabbetin en aşağı derecesi, allahü tealayı seven kişinin, kendini nefsanî arzu ve dileklerinden tamamiyle sıyırıp, sevgilisi olan allahü tealanın irade buyurduğu şeylere teslim olmasıdır.

İhlasın en aşağı derecesi de; mürîd yani talebenin, dünya yüksek evliyalarla dolu olsa bile, yine hidayetin ancak mürşidinin kapısının eşiğinde olduğunu kesinlikle bilmesi ve buna kalben karar vermesidir. Teslimiyetin en aşağı derecesi de; müridin kendini mürşidinin huzûrunda, ölünün yıkayıcının elinde istediği gibi çevrildiği şekilde olduğunu bilmesidir.” Kısaca; talebe kendi nefsinin irade ve arzusundan sıyrılıp, hocasının iradesine bağlanmalıdır. Öyle ise şerîat ve tarîkattaki bid’atlardan sakın. Sakın. Sakın. Çünkü sermayemiz bu yolun büyüklerine uymaktan başka bir şey değildir… Size, evladınıza, ev halkınıza, yanınızda bulunan dostların cümlesine selam ederiz. Çocuklarımız, tabilerimiz hepsi size selam edip duanızı diler. Size dua ederler. Selam sizin ve Mustafa’nın sallallahü aleyhi ve sellem şerîatına tabi olanların üzerine olsun…” İlim meclislerinde ve sohbetlerinde pek çok alim ve evliya yetiştiren ahmed Haznevî’nin birçok kerametleri de görülmüştür. ahmed Haznevî’nin talebelerine ve sevdiklerine yazdığı nasihat veren mektupları oğlu Şeyh İzzeddîn tarafından toplanmıştır.

Nusaybin Müftüsü Hasip Seven tarafından tercüme edilerek hocası Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî hazretlerinin mektuplarıyla birlikte Mektûbat adıyla 1982 senesinde İstanbul’da bastırılmıştır.  Sevdiklerinden birisinin kardeşinin vefatı üzerine taziye, başsağlığında bulunduğu sırada buyurdu ki:” Ey kardeş! Hakikaten ölüm, musîbetlerin en büyüklerindendir. Ondan gafil olmak da ondan daha büyük bir musîbettir. Öyle ise fukahanın cenaze babında söyledikleri gibi ölüme hazırlık yapılması her mükellefin üzerine vacibdir. Hele kendisiyle arasındaalış- verişi olan kimselerle helallaşması gerekir. allah’ın mağfiretine kavuşanınızın musîbeti şiddetli ve güç olsa da, kulun Hak sübhanehû ve tealanın yaptığı işe razı olması lazımdır. Çünkü bizler dünyada ebedî kalmak için yaratılmadık. Belki faydalı işler yapmak için yaratıldık. Öyle ise çalışmak lazımdır. Esasen ölüm musîbet olmayıp, belki ölümden sonra, dost olan allahü tealaya kavuşmaktır. Mürşidim ( Şeyh Muhammed Ziyaüddîn Nurşînî) bazı sevenlerinin taziyesinde şöyle yazmıştır:” Ey kardeş! Ölümden nasîb ibret almaktır. İbret alıp onu nasîhat kabûl ederek işlek bir yol olduğunu, ondan hiçbir kimsenin kurtulamayacağını bilen ve o yola evliyanın sevgilerini kazanarak ve allahü tealanın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak hazırlanan kimseye ne mutlu. Ondan ibret almayana ne yazık. allahü tealanın rahmetine kavuşanın bizdeki nasîbi, ona, bağışlanması için dua etmektir. allah’ım! Kusurlarını affedip ona rahmet eyle. “İbn- i abbas’dan radıyallahü anh rivayet edilen hadîs- i şerîfte Peygamber efendimiz buyurdu ki:” Ölünün mezardaki hali imdad diye bağıran denize düşmüş kimseye benzer.

Boğulmak üzere olan kimse kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de, babasından,anasından, kardeşinden, arkadaşından gelecek bir duayı bekler. Kendisine bir dua gelince dünyanın hepsi kendine verilmiş gibi sevinmekten daha çok sevinir. allahü teala yaşayanların duaları sebebiyle ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin de ölülere hediyesi onlar için dua ve istiğfar etmektir.” Şüphesiz rahmetli Hacı Süleyman, öz kardeşindi. Yaptığı iyiliğine karşı mükafat olarak iyilik etmek, zaman zaman ona dua edip rûhuna sadaka vermeniz, onu unutmamanız, ölümünden kendinize ibret alıp, öleceğinizi hatırlayarak, Hak sübhanehû ve tealanın razı olduğu şeylere bütünüyle yönelmeniz lazımdır. allah sevabınızı artırsın, üzüntünüzün mükafatını versin, ölünüzün kusurlarını affeylesin. Kalplerinize sabır versin.”

Hazırlama tarihi: 27 / 02 / 2021
Yazı Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: Şeytanın sloganları
Sonraki: Hz Mehdi Alametleri




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Naksibendi.com.tr

MENZİL ALTIN SiLSiLE
Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Site İçi Arama
Sepet
Sepetiniz boş.
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

İçerik Rss - İçerikler Rss - Gizlilik Politikası