Bütün Ehl-i Sünnet tarikat Pirlerine ve mensuplarına saygı ve sevgisi olan, Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı bağlanmaya azmetmiş, elest bezminde verdiğimiz sözü unutmayan Müslümanlarız Şeyh Ahmed Faruki imam Rabbani (1563-1624) - Menzil Nakşibendi Tarikatı - Tasavvuf sohbetleri imam rabbani hayatı, imam rabbani mektubat serisi

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

İstatistikler
Toplam: 3722648
Aktif: 9
Bugün: 693
Dün: 985
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    
Naksibendi.com.tr

Şeyh Ahmed Faruki imam Rabbani (1563-1624)

Şeyh ahmedi Faruki imam-I Rabbani (KS) (1563 – 1624)    

imam-ı ahmed Rabbani hazretleri, Hindistan’da yetişen en büyük veli ve alim. ariflerin ışığı, velilerin önderi, islamın bekçisi, müslümanların baştacı, müceddid, müctehid ve islam alimlerinin gözbebeğidir. insanların itikad, ibadet ve ahlak hususunda doğruyu öğrenmelerini, öğrendikleri bu bilgiler ile amel etmelerini sağlayan, insanları allahü tealanın rızasına kavuşturmak için rehberlik eden ve kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen islam alimlerinin yirmi üçüncüsüdür. ismi, ahmed bin abdülehad bin Zeynel’abidin’dir. Lakabı Bedreddin, künyesi Ebü’l-Berekat’dır. 1563 (H.971) senesinde Hindistan’ın Serhend (Sihrind) şehrinde doğdu. imam-ı Rabbani ismiyle tanınmıştır.

imam-ı Rabbani, Rabbani alim demek olup, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kamil, olgun alim demektir. Hicri ikinci bin yılının müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı “Müceddid-i elf-i sani”, ahkam-ı islamiye ile tasavvufu birleştirmesi sebebiyle, “Sıla” ismi verilmiştir. imam-ı Rabbani Hazretleri uzun boylu, buğday benizli, güler yüzlü, kırmızıca gözlü ve siyah sakallıydı. Zahiri ve batıni ilimlerde harikulade bir vukûfa sahipti. Zamanındaki ve kendinden sonraki devirlerde, ulema ve meşayıhın emir-i adili ve ehl-i hakikatin muktedası idi. Nakşiye, Kadiriye, Çeştiye, Sühreverdiyye, Şetariye, Bedariye, Kübreviyye tarikatlerinin imamıydı.  Hazret-i Ömer’in soyundan olduğu için ,”Faruki” nesebiyle anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle, “Serhendi” denilmiştir.

Bütün bu vasıflarıyla birlikte ismi, imam-ı Rabbani Müceddid-i elf-i sani Şeyh ahmed-i Faruki Serhendi’dir.  Babası ve dedelerinin hepsi, zamanlarının büyük alimleri, salih ve faziletli kimseleri idiler. Babası abdülehad Efendi din ve fen ilimlerinde yetişmiş, tasavvufta da en son mertebeye ulaşmıştı. Gençliğinde ilmi yaymak, insanlara hizmet etmek, doğru yolu göstermek için seyahat ettiği sıralarda, Hindistan’ın meşhur kasabalarından Skendere’ye gitmişti. O memleketten asil bir aileye mensub saliha bir hanım, firasetiyle abdülehad Efendinin mübarek bir zat olduğunu anlayıp, ona; “Kendi kucağımda terbiye edip büyüttüğüm, iffet ve ismet cevheri bir kız kardeşim vardır. Böyle saliha bir kızın sizinle nikahlanmasını arzu ediyorum. Bu ricamı kabul edeceğinizi umarım.” diye haber gönderdi. abdülehad Efendi bir müddet düşündükten sonra teklifi kabul edip, o kızla nikahlandı. Bu evliliklerinden imam-ı Rabbani hazretleri doğdu.  imam-ı Rabbani hazretleri çocukluğunda şiddetli bir hastalığa tutulmuştu. Evlerinde büyük bir üzüntü hasıl olup, vefat edeceğini zannetmişlerdi. O zamanın meşhur velilerinden ve abdülkadir-i Geylani’nin yolunun büyüklerinden Şah Kemal Kihteli Kadiri’ye götürüp duasını istediler. Şah Kemal Kadiri, imam-ı Rabbani’yi görünce büyük bir hayranlıkla bakarak babasına; “Hiç üzülmeyiniz. Bu çocuk çok yaşayacak, ilmiyle amil, büyük bir alim ve eşsiz bir veli olacak.” demiş ve çocuğun elinden tutup, öpmüştü. Muhabbetle sarılmalarından dolayı, abdülkadir-i Geylani hazretlerinin feyzi ve nuru, mübarek vücudunu kapladı.  Şah Kemal Kadiri, imam-ı Rabbani hazretleri hakkında çok güzel ve büyük müjdeler verdi. imam-ı Rabbani yedi-sekiz yaşlarında iken Şah Kemal Kadiri vefat etti.  imam-ı Rabbani hazretleri ilk tahsiline, babasından ders alarak başladı. Babasından okuyup arapçayı öğrendi. Küçük yaşta Kur’an-ı kerimi ezberledi. ilminin çoğunu babasından, bir kısmını da zamanının meşhur alimlerinden öğrendi. Babasından ders aldığı sırada, çeşitli ilimlere ait küçük kitapları ezberledi. Babasından aldığı dersleri tamamlayınca, Siyalkut şehrine gidip orada, Mevlana Kemaleddin Keşmiri’den ilim öğrendi.

Mevlana Kemaleddin meşhur alim abdülhakim-i Siyalkuti’nin de hocası olup, zamanının en yüksek alimi idi. Bazı hadis kitaplarını da Şeyh Yakub-ı Keşmiri’den okudu. Kadı Behlul-i Bedahşani’den; hadis, tefsir ve bazı usul ilimlerinde icazet, diploma aldı. On yedi yaşında iken tahsilini tamamlayıp, bütün ilimlerden icazet aldı. Tahsili sırasında, Kadiri ve Çeşti büyüklerinin kalblerindeki feyz ve lezzeti babasından aldı. Babası hayatta iken, talebelere ilim öğretmeye başladı.  Bu sırada; Risalet-üt-Tehliliyye, Redd-i Revafid, isbat-ün-Nübüvve adlı eserlerini yazdı. Edebiyata çok meraklı olup, fesahatı ve belagatı, sür’at-i intikali, zekasının şiddeti herkesi hayrette bırakıyordu.  Bu kadar ilmi ve herkesin üstünde olgunluğu, tevazusu ile birlikte kalbi, ahrariyye, Nakşibendiye büyüklerinin aşkı ile yanıyor, bu yolda yazılmış kitapları okuyordu. Babasının vefatından bir sene sonra, hacca gitmek üzere Serhend’den yola çıktı. Bu yolculuğunda Delhi’ye varınca, orada tanıdıklarından ve Muhammed Baki-billah hazretlerinin talebelerinden olan Mevlana Hasan Keşmiri ile görüştü. Mevlana Hasan Keşmiri, onu hocasının huzuruna götürüp, tanıştırmak istedi ve; “Bugün ahrariyye yolunda bu ülkede başka böyle büyük bir zat yoktur.

Taliblerin onun bir nazarıyla bakışıyla kavuştukları manevi derecelere günlerce çekilen çileler ve çeşitli riyazetlerle nefsin istediklerini yapmamakla kavuşmak mümkün değildir.” dedi.  imam-ı Rabbani hazretleri, daha önce babası abdülehad’dan da ahrariyye yolunun ve bu yolda bulunanların üstünlüklerini ve kıymetini duymuştu. Bu yolun büyüklerinin kitaplarını okuyup onların güzel hallerini bildiği için; “Bu Hicaz yolunda, böyle büyük bir alimden, bu büyükler yolunun zikr ve usullerini almaktan daha iyi ne olur?” diyerek Muhammed Baki-billah hazretlerinin huzuruna gitti. Huzuruna girince kalbinde bir nur parladı. Mıknatıs iğneyi çeker gibi çekildi. Kalbi şimdiye kadar hiç duymadığı, bilmediği şeylerle doldu. Hacdan sonra uğrayıp istifade etmeyi niyet etti ise de, kalbindeki sevgi ve arzu, kendisini bırakmadı. Ertesi gün huzuruna gelip, ahrariyye feyzine kavuşmak şevkini arzusunu bildirdi ve hizmetinde kaldı. Edeble ve can kulağı ile sözlerine ve hallerine bağlandı. Böylece Kabe’ye gitmekten vazgeçip, Kabe sahibini istedi. Üstadının da lütuf ve himmeti ile iki ay içinde kimsede görülmeyen hallere kavuştu.  imam-ı Rabbani hazretleri, Muhammed Baki-billah hazretlerini tanıdıktan sonra, edeple ve can kulağı ile bu hocasının sözlerine ve hallerine bağlandı. Birkaç ay sonra, hocası ona icazet verdi.

Böylece tasavvuf ilminde ve hallerinde de yüksek dereceye kavuştuktan sonra, memleketi olan Serhend’e dönmesi emrolundu. Hocası, talebesinden çoğunun yetiştirilmesini de ona bırakıp, onları da arkasından Serhend’e gönderdi. Hocası onun için şöyle buyurdu: “Kalblere deva, ruhlara şifa olan bu tohumu, Semerkand ve Buhara’dan getirip Hindistan’ın bereketli toprağına ektim. Taliblerin yetişip kemale gelmesi için uğraştım. O (imam-ı Rabbani), her dereceyi aşıp, üstünlüklerin sonuna varınca, kendimi aradan çekip, talebeyi ona bıraktım.”  imam-ı Rabbani hazretleri, memleketine gelince ilim ve edep öğretmeye isteklileri yetiştirmeğe ve yükseltmeğe başladı. Şöhreti her yere yayılıp, her taraftan aşıkları, onun ilminden ve feyzinden faydalanmaya geliyordu. Talebelerine Beydavi Tefsiri, Sahih-i Buhari, Mişkat-i Mesabih, avarif-ül-Me’arif, Üsul-i Pezdevi, Hidaye ve Şerh-i Mevakıf gibi bazı din kitaplarını ders olarak mükemmel bir şekilde okuturdu. Ömrünün son zamanlarında dahi talebelerine ilim tahsilini sıkı sıkı emreder, buna çok önem verirdi. Herkesin kalbini ilim ve nur ile dolduruyor, Muhammed aleyhisselamın dinini canlandırıyor ve kuvvetlendiriyordu. Zamanının padişahlarını, vali, kumandan, alim ve hakimlerini, çok tesirli mektupları ile, dine, sünnet-i seniyyeye teşvik ediyor, çok alim ve veli yetiştiriyordu. allahü teala ona öyle manevi ilimler ihsan etmişti ki hocası da bu yeni ilimlere kavuşmak için huzuruna gelir, hürmetle otururdu. Hatta bir gün geldiği zaman, imam-ı Rabbani’yi kalbi ile meşgul görüp, odaya girmedi, hizmetçiye de haber verip; “Rahatsız etme!” dedi ve sessizce kapıda bekledi.

Bir müddet sonra imam-ı Rabbani hazretleri kalkıp; “Kapıda kim var?” deyince üstadı; “Fakir Muhammed Baki.” dedi. Bu ismi duyunca kapıya koşup, edep ve tevazu ile karşıladı.  imam-ı Rabbani hazretleri bir müddet Serhend’de talebe yetiştirmekle meşgul olup, insanlara doğru yolu anlattıktan sonra, hocasını ziyaret için Delhi’ye gitti. Bir müddet hizmetinde kaldı ve hocası ile çok hoş sohbetleri oldu. Hallerini bulunduklarından daha yukarıya götürdüler. Bütün bu lütufları ile çok yüksek hallere, faziletlere kavuşmasına rağmen, hocasına yapılması mümkün olmayan bir edeble davranıyordu. Muhammed Haşim-i Keşmi şöyle anlatmıştır: “Hace Hüsameddin ahmed’den işittim. Hocam imam-ı Rabbani’yi medhedip övdükten sonra; “Mertebesi yüksek, fazileti çok olmakla beraber, edebe riayette, hocamız Muhammed Baki-billah hazretlerinin talebelerinden hiçbiri, imam-ı Rabbani gibi değildi. Bunun için bereketler herkesten önce ona nasib oldu.” buyurdu.  imam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur.

“Biz dört kişi, hocamız Muhammed Baki-billah hazretlerine hizmette diğerlerinden ilerdeydik. Hepimizin ayrı bir bağlılığı, ayrı bir düşüncesi vardı. Bu fakir yakinen biliyorum ki, böyle bir sohbet ve cem’iyyet, terbiye ve irşad kaynağı, Peygamber efendimizin zamanından sonra dünyada çok az görülmüştür. Gerçi insanların en hayırlısı olan Resulullah efendimiz zamanında bulunamadık, sohbetine kavuşamadık ama, Muhammed Baki-billah hazretlerinin saadetli sohbetinden de mahrum kalmadık. Bunun için bu büyük nimetin şükrünü yerine getirmek lazımdır. Onun huzurunda herkes kendi bağlılığına, muhabbetine göre bir şeylere kavuştu.”  imam-ı Rabbani hazretleri, hocası Muhammed Baki-billah hazretlerinin ikinci defa huzuruna gidip bir müddet kaldıktan sonra, tekrar memleketine döndü. Bir müddet daha taliblere, isteklilere feyz vermekle meşgul oldu. Bu sırada pek yüksek derecelere kavuştu. Bu hallerini hocasına mektuplar yazarak bildirdi. Bundan sonra üçüncü defa hocasını ziyarete gitti. Bu ziyaretinden sonra Delhi’den Serhend’e dönüp birkaç gün kaldı ve Lahor’a gitti.

Lahor şehrinde herkes, imam-ı Rabbani hazretlerinin teşrifini büyük bir ganimet bildi. Talebelerinin en meşhurlarından olan; Mevlana Muhammed Tahir, Hace Muhammed, Mevlana Esgar ahmed ve Mevlana Ravh Hüseyin gibi zatlar bu sırada talebesi olup, sohbetinde pişip yüksek derecelere kavuştular. imam-ı Rabbani hazretleri Lahor’da bulunduğu sırada, oranın meşhur alimleri kendisine çok hürmet ve edep gösterdiler. Nice bilinmeyen ve çözülmesi zor meseleleri ondan sorup doyurucu cevaplar aldılar.  

imam-ı Rabbani hazretlerinin Lahor’daki sohbetleri devam ederken, hocası Muhammed Baki-billah hazretlerinin vefat haberi geldi. Kalblerdeki huzur ve ferahlığın yerini, elem ve keder aldı. Bu haber üzerine, hemen Delhi’ye gidip mübarek mezarlarını ziyaret etti. Oğullarına ve talebelerinin büyüklerine taziyede bulundu. Muhammed Baki-billah hazretlerinin talebeleri, üzüntülerini ve kalblerindeki elemi, onun terbiyelerinin ve sohbetlerinin bereketleriyle gidermek için, huzurlarına gelip, Muhammed Baki-billah hazretlerine gösterdikleri gibi, imam-ı Rabbani hazretlerine de; muhabbet, hürmet ve teslimiyet gösterdiler. Küçük büyük hepsi onu kabul edip bağlandılar.

Hazırlama tarihi: 26 / 02 / 2021
Yazı Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: Şeyh Muhammed Seyfeddin (1639-1684)
Sonraki: Hz Mehdi Alametleri




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Naksibendi.com.tr

MENZİL ALTIN SiLSiLE
Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Site İçi Arama
Sepet
Sepetiniz boş.
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

İçerik Rss - İçerikler Rss - Gizlilik Politikası