Bütün Ehl-i Sünnet tarikat Pirlerine ve mensuplarına saygı ve sevgisi olan, Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı bağlanmaya azmetmiş, elest bezminde verdiğimiz sözü unutmayan Müslümanlarız Şeyh Yakub Çerhi (?- 1447) - Menzil Nakşibendi Tarikatı - Tasavvuf sohbetleri Şeyh Yakup Çerhi kimdir, kerametleri

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

İstatistikler
Toplam: 3632931
Aktif: 9
Bugün: 727
Dün: 932
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    
Naksibendi.com.tr

Şeyh Yakub Çerhi (?- 1447)

Şeyh Yakub-u Çerhi (KS) ( ? – 1447)   

ismi, Ya’kub bin Osman bin Mahmud’dur. Kabil yolu üzerinde Gazne yakınlarında Çerh köyünde doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1447 (h.851) senesinde Hılfetu’da vefat etti. Burası, Hisar Şadman’a yakın sınır köylerinden bir köy olup, kabri oradadır. Boyu orta, rengi beyaz, yüzü güzeldi. Sakalının etrafı seyrek ve bayazdı. Mübarek alnında beni vardı. Zahir ve batın ilimlerinde alim idi. Suri ve manevi (Rumuz)u cem’ etmişti.  Ya’kub-i Çerhi, önce Herat’a gidip, bir müddet ilim tahsili yaptı. Sonra yine ilim tahsili için Mısır’a gitti.

Orada Zeynüddin-i Hafi ile birlikte, zamanının büyük alimi Mevlana Şihabüddin Şirvani’den ve diğer alimlerden akli ve nakli ilimleri öğrendi. Sonra Buhara’ya gitti. Orada da alimlerden ilim öğrenip, icazet aldı. Zahiri ilimlerde yetişdikten sonra tasavvuf ilmine yöneldi. Tasavvuf ilminde ve hallerinde önce Şah-ı Nakşibend Behaeddin-i Buhari’nin, sonra da onun halifesi alaüddin-i attar’ın sohbetinde yetişti.  Kendisi şöyle anlatmıştır: “Buhara’nın alimlerinden ilim tahsil edip icazet aldıktan sonra memleketime dönmek üzere idim. içimde Behaeddin-i Buhari hazretlerinin yanına gitmek arzusu hasıl oldu. Huzuruna varıp; “Beni hatırdan çıkarmayınız.” diye yalvardım. “Tam gideceğin sırada mı bana geliyorsun?” buyurdu. “Gönlüm iştiyakınızla dolu, sizi seviyorum.” dedim. “Bu arzu ne sebepten geliyor?” dedi.

“Büyük bir zatsınız ve herkesin makbulüsünüz.” dedim. Bunun üzerine; “Bu sebep kafi değil, daha makbul bir şey bulman lazımdır. Halkın beni kabulü şeytani olabilir.” buyurdu. Bunun üzerine; “Sahih bir hadis-i şerifte; “allahü teala bir kulunu severse, onun sevgisini kullarının kalblerine düşürür. insanlar onu severler.” buyrulmuştur.” dedim.  Sözünü bitirince tebessüm etti ve; “Biz azizanız (azizlerdeniz). Bu söz üzerine kendimden geçer gibi oldum. Çünkü bu görüşmeden bir ay kadar önce, bir rüya görmüştüm. Rüyamda bana; “azizan’ın müridi, talebesi ol!” demişlerdi. Rüyayı unutmuştum. Behaeddin-i Buhari hazretleri; “Biz azizanız.” buyurunca hatırladım. Tekrar; “Bana teveccüh ediniz, hatırınızdan çıkarmayınız.” diye yalvardım. Buyurdu ki: “Bir gün azizan’dan (ali Ramiteni’den) böyle bir istekde bulunmuşlar. O da, bir şeyin hatırda kalması için bir vasıtaya ihtiyaç olduğunu söylemiş ve hatırlamaya vesile olacak bir şey istemişler.” Bunu söyledikten sonra, bana mübarek takkesini hediye etti ve buyurdu ki: “Senin bana verecek bir şeyin yok, şu takkeyi al, onu her gördüğünde bizi hatırla ve yanında bul.”  Bundan sonra ayrıca tenbih edip; “Bu yolculukta Mevlana Tacüddin Deştgulegi’yi bulmaya gayret et. Çünkü o, allah-u Teala’nın velilerindendir.” buyurdu. Yola çıktıktan sonra, içime önce Belh şehrine, oradan da memleketime dönme arzusu düştü. Belh ile Deştgulek arası çok uzaktı. Yolculukta öyle vesileler oldu ki, birden kendimi Deştgulek yakınlarında buldum.

Behaeddin-i Buhari Hazretleri’nin tenbihi hatırıma geldi. işaretlerinden dolayı şaşırıp, hayran kaldım. Deştgulek’e gidip, hemen Mevlana Tacüddin’in sohbetine can attım. Onun sohbetinde bulunduktan sonra Behaeddin-i Buhari’ye geri dönüp ona teslim olmak arzusu beni sardı. Buhara’da bir meczub vardı. Onu bir yolda oturur gördüm. Ona dedim ki; “Ben gidiyorum!” Bana; “Hiç durma, çabuk git!” dedi. Oturduğu yerde toprak üzerine çizgiler çizdi. Kendi kendime, bu çizgileri sayayım, eğer tek çıkarsa gitmem gerektiğine işaret sayayım diye düşündüm. Saydım tek çıktı. Behaeddin-i Buhari Hazretleri’ne tekrar gitmeye karar verip, yola çıktım. Nihayet Behaeddin-i Buhari Hazretleri’nin huzuruna kavuştum. Halimi arzettim. Bana zikretmemi ve zikirde teke riayet etmemi bildirip; “Elinden geldiği kadar zikirde tek sayıya riayet et.” buyurdu ve böylece yolda karşılaştığım meczub zatın yer üzerine çizdiği çizgilerin tek oluşuna işaret etti.”  Ya’kub-i Çerhi Hazretleri, bir eserinde şöyle anlatmıştır: “allah-u Teala’nın inayetiyle bu fakirde erenler yoluna girmek arzusu doğup da fazl-ı ilahiye allah-u Teala’nın yardımına kavuşunca, Buhara’da Hace Behaeddin-i Buhari Hazretleri’ne kavuşmak nasib oldu. Onun kerem ve iltifatları beni saadete garketti. Gördüm ki, mürşidim kamil ve mükemmildir ve evliyanın en üst tabakasındandır. Çeşitli vakalar ve gaybi işaretlerden sonra, Kur’an-ı kerimi açıp bir ayeti işaret tutmak istedim; mealen; “O peygamberler allah’ın hidayetine eriştirdiği kimselerdir, sen de onların gittiği yoldan yürü…” (En’am suresi: 90) buyrulan ayet-i kerime çıktı, bağlılığım kat kat arttı.

Tereddüt içinde bulunduğum günlerden bir gündü. Evimin bulunduğu Fethabad’da, Şeyh Seyfüddin’in kabrine doğru oturmuştum. içimde öyle bir fırtına koptu ki, hemen Hace Behaeddin-i Buhari Hazretleri’nin huzuruna kavuşmak için Kasr-ı arifan’a doğru yola çıktım. Kasr-ı arifan’a varıp, Behaeddin-i Buhari Hazretleri’nin evlerine yaklaştığım zaman, yola çıkmış, beni beklemekte olduğunu gördüm. Bana ihsanda bulundular, yanına oturttular. Namaz kıldıktan sonra sohbete başladılar. Heybeti beni öyle sarmıştı ki, konuşmaya mecalim kalmadı. Bu sohbet sırasında buyurdu ki: “ilim iki kısımdır. Biri kalb ilmi; bu ilim, en faydalı olan ilimdir. Bu ilmi nebiler ve resuller öğretir. Diğeri lisan ilmidir. Bu ilim de allah-u Teala’nın insanoğluna huccetidir. Batın ilminden sana bir pay erişmesini ümid ederim. Yine nakledildi ki; “Sadakat ehliyle oturduğunuz zaman, sıdk, doğruluk üzere bulununuz. Çünkü onlar, kalb casuslarıdır. Kalblerinize girerler ve himmetinize bakarlar. Biz, kendi kararımızla kimseyi kabul edemeyiz. Böyle memuruz. Bakalım bu gece bize ne işaret buyrulur. Eğer seni kabul ederlerse, biz de kabul ederiz.” buyurdu.  Ömrümde o gece kadar çetin ve zor bir gece geçirmedim. Saadet kapısının açılmasını umarken, bu kapının yüzüme kapanmasından korktum. Sabah namazını Behaeddin-i Buhari hazretleri ile beraber kıldım. Namazdan sonra; “Sana müjdeler olsun, kabul işareti geldi. Biz insanları az kabul ederiz. Kabul ettiğimiz zaman da geç kabul ederiz. Ta ki gelenlerin nasıl geldiği ve zamanının gelmiş olduğu belli olsun.” buyurdu. Bundan sonra Şah-ı Nakşibend Hazretleri, silsilelerini abdülhalık Goncdüvani’ye kadar gösterdi.  Bundan sonra nice zaman Behaeddin-i Buhari Hazretleri’nin hizmetinde ve sohbetinde bulundum. icazet verdikleri güne kadar yanlarından ayrılmadım. Yanlarından ayrılıp, yola çıkacağım zaman; “Sana tarikat edebi ve hakikat sırrı olarak bizden ne erişmişse, allah-u Teala’nın kullarına ulaştır, götür. Bu, senin saadete kavuşmana sebeb olur.” buyurdu. ayrıca halifesi alaüddin-i attar ile sohbet etmemizi emretti.

Behaeddin-i Buhari Hazretleri’nin vefatından sonra, ben uzun müddet Bedehşan’da kaldım. alaeddin-i attar ise Çiganiyan’da bulunuyordu. Bana bir mektup yazarak, Behaeddin-i Buhari hazretlerinin emrini hatırlattılar. Bundan sonra hemen alaüddin-i attar Hazretleri’nin yanına gittim ve vefatına kadar sohbetlerinde kaldım. Vefatlarından sonra memleketime döndüm.”  Ya’kub-i Çerhi, önce Behaeddin-i Buhari’nin, sonra onun seçkin talebesi ve halifesi olan alaüddin-i attar’ın sohbetinde yetişip kemale geldi. Hocası alaüddin-i attar’ın halifesi olup, insanlara doğru yolu gösterdi. Onun en başta gelen talebesi ve halifesi de ubeydullah-i ahrar’dır. Ya’kub-i Çerhi Hazretleri’nin yazdığı, Fatiha, Tebareke ve amme cüzleri tefsiri ve Farisi Risale-i Ünsiyye adlı eserleri vardır. Bu eserleri Hindistan’da basılmıştır. (Bombay, 1297, 1326)  Ya’kub-i Çerhi hazretleri, Şah-ı Nakşibend Muhammed Buhari Hazretleri’nin sohbetine kavuşmasını ve o büyük rehberden duyduklarının bir kısmını Farsça bir risale halinde yazmış, bu risalesinde o büyükler yolunun edeb ve dine bağlılıklarını halisane bildirmiştir.   Kabristanı afganistan – Gazne Hülfetu’dadır.  Kendisi anlatır:   “Buhara’nın alimlerinden ilim tahsil edip icazet aldıktan sonra memleketime dönmek üzere idim. içimde Behaeddin-i Buhari hazretlerinin yanına gitmek arzusu hasıl oldu. Huzuruna varıp; “Beni hatırdan çıkarmayınız.” diye yalvardım. “Tam gideceğin sırada mı bana geliyorsun?” buyurdu. “Gönlüm iştiyakınızla dolu.” dedim. “Bu arzu ne sebepten geliyor?” dedi. “Büyük bir zatsınız ve herkesin makbulüsünüz.” dedim. Bunun üzerine; “Bu sebep kafi değil, daha makbul bir şey bulman lazımdır. Halkın beni kabulü şeytani olabilir.” buyurdu. Bunun üzerine; “Sahih bir hadis-i şerifte; “allahü teala bir kulunu severse, onun sevgisini kullarının kalblerine düşürür. insanlar onu severler.” buyurulmuştur.” deyince, tebessüm ederek “Biz azizanız” dedi. Bu sözü duyunca kendimden geçer gibi oldum. Çünkü bu görüşmeden bir ay kadar önce, bir rüya görmüştüm. Rüyamda bana; “azizan’ın talebesi ol!” demişlerdi. Behaeddin-i Buhari hazretleri; “Biz azizanız.” buyurunca rüyayı hatırladım. Tekrar; “Bana teveccüh ediniz, hatırınızdan çıkarmayınız.” diye yalvardım. “Bir gün azizan’dan (ali Ramiteni’den) böyle bir istekte bulunmuşlar. O da, bir şeyin hatırda kalması için bir vasıtaya ihtiyaç olduğunu söylemiş ve hatırlamaya vesile olacak bir şey istemişler.” buyurdu. Bunu söyledikten sonra, bana mübarek takkesini hediye ederek, “Şu takkeyi al, onu her gördüğünde bizi hatırla ve yanında bul.” buyurdu.  Yine kendisi anlatır: “allahü tealanın inayetiyle bu fakirde erenler yoluna girmek arzusu doğunca, Behaeddin-i Buhari hazretlerine kavuşmak nasip oldu. Onun kerem ve iltifatları beni saadete garketti. Gördüm ki, mürşidim kamildir. Çeşitli vakalar ve gaybi işaretlerden sonra, Kur’an-ı kerimi açıp bir ayeti işaret tutmak istedim; “O peygamberler allah’ın hidayetine eriştirdiği kimselerdir, sen de onların gittiği yoldan yürü…” mealindeki ayet-i kerime çıktı, bağlılığım kat kat arttı.  Tereddüt içinde bulunduğum günlerden idi. içimde öyle bir fırtına koptu ki, hemen Behaeddin-i Buhari hazretlerinin huzuruna kavuşmak için Kasr-ı arifan’a gittim. Behaeddin-i Buhari hazretlerinin evlerine yaklaştığım zaman; yola çıkmış, beni beklemekte olduğunu gördüm.

Beni yanına oturttu. Namaz kıldıktan sonra sohbete başladı. Buyurdu ki: “ilim iki kısımdır. Biri kalb ilmi; bu ilim, en faydalı olan ilimdir. Bu ilmi nebiler ve resuller öğretir. Diğeri lisan ilmidir. Bu ilim de allahü tealanın insanoğluna hüccetidir. Batın ilminden sana bir pay erişmesini ümit ederim.”  Buyurdu ki: “Sadakat ehliyle oturduğunuz zaman, dikkatli olun. Çünkü onlar, kalblere girip himmetinize bakarlar. Biz, kendi kararımızla kimseyi kabul edemeyiz. Böyle memuruz. Bakalım bu gece bize ne işaret buyurulur. Eğer seni kabul ederlerse, biz de kabul ederiz.” buyurdu.  Ömrümde o gece kadar çetin ve zor bir gece geçirmedim. Saadet kapısının yüzüme kapanmasından korktum. Sabah namazını hocamla beraber kıldım. Namazdan sonra; “Sana müjdeler olsun, kabul işareti geldi. Biz insanları az kabul ederiz. Kabul ettiğimiz zaman da geç kabul ederiz. Ta ki gelenlerin nasıl geldiği ve zamanının gelmiş olduğu belli olsun.” buyurdu. Halifesi alaüddin-i attar ile sohbet etmemizi emretti. Ben de onun yanına gittim ve vefatına kadar sohbetlerinde kaldım. Onun halifesi olarak insanlara doğru yolu gösterdim.

Hazırlama tarihi: 01 / 01 / 2021
Yazı Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: Şeyh Ubeydullah Ahrar (1403-1490)
Sonraki: Hz Mehdi Alametleri




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Naksibendi.com.tr

MENZİL ALTIN SiLSiLE
Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Site İçi Arama
Sepet
Sepetiniz boş.
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

İçerik Rss - İçerikler Rss - Gizlilik Politikası