Bütün Ehl-i Sünnet tarikat Pirlerine ve mensuplarına saygı ve sevgisi olan, Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı bağlanmaya azmetmiş, elest bezminde verdiğimiz sözü unutmayan Müslümanlarız Tasavvuf özü ve sözü - Menzil Nakşibendi Tarikatı - Tasavvuf sohbetleri tasavvuf

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

İstatistikler
Toplam: 3632942
Aktif: 10
Bugün: 750
Dün: 932
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    
Naksibendi.com.tr

Tasavvuf özü ve sözü

Rahman olan Allah' ın ( has dostları ve ) kulları yer yüzünde tevazu hali içinde yürürler. Cahiller kendilerine takıldıkları zaman, güzel ve yumuşak söz söylerler." Kuran-ı Kerim Furkan Suresi 25/63

 

" İyilik ve takva üzerine yarışınız " Kuran-ı Kerim el-Maide Suresi 2

" Ümmetim içinde ilham ve keşfe mazhar bazı insanlar vardır. Ömer de bunlardan biridir." Hadisi Şerif -Sahih-i Buhari, Fezail 16

Zaman içerisinde tasavvufun pek çok tarifi yapılmıştır. Bunlardan bazıları şöyledir:

 

Ma’ruf el-Kerhî (K.S) : “Tasavvuf, hakikatleri almak, insanların ellerinde bulunan şeylere gönül bağlamamaktır.”

 

Cüneyd-i Bağdadî (K.S) : "Tasavvuf, Hakk’ın seni senden öldürmesi ve seni kendisi ile diriltmesidir."

 

Yine Hz. Cüneyd: "Tasavvuf, vakitleri muhafaza etmektir ", demiştir. Bu da kulun haddini bilmesi, Rabb'ına muvafakat etmesi ve vaktinin gayrisi ile bulunmamasıdır (hâline razı olmasıdır) .

 

İmam Gazzâlî (K.S)): “Tasavvuf, kalbi yalnız Allah’a bağlayıp, mâsivâdan ilgiyi kesmektir.”

Tasavufun ne olduğu sorulan Cüneyd-i Bağdadi ( K.S ) şöyle cevap vermiştir: " Yaratıklarla alakayı kesip Allah ( CC ) ile olmaktır."


Ruveym b. Ahmed ( K.S ) : " Tasavvuf, nefsi Allah ( C.C )' ın iradesine teslim etmektir."

 

Semnun ( K.S ) : " Tasavvuf hiçbir şeyin sana, senin de hiçbir şeye malik olmamandır."


İbn Atâ: "Tasavvuf, Hakk'la beraber istirs âl (Kulun kendisini kayıtsız ve şartsız Allah'ın irâdesine teslim etmesi) dir." demiştir:


Ebu Yakub Süsi: "Süfi, sebebin rahatsız etmediği ve talebin yormadığı kişidir", demiştir. (Çünkü o sebebi değil, Allah'ı görür, bir şeyin istek ve irâde ile değil takdirle hasıl olduğunu bilir) .

 

"Tasavvuf nedir", diye soran bir zata Cüneyd (k.s.) şöyle dedi: "Tasavvuf, sırrın ve ruhun Hakk'a ulaşmasıdır. Buna nâil olmanın yolu, nefsin, sebepleri görmekten fâni olmasıdır. Bu ise ruhun kuvvetli ve Hakk'la kâim olması sayesinde mümkün olur."

 

"Sufilere neden sufi denildi", sorusuna Şiblî (k.s.) şu cevabı verdi: "Çünkü sufilerin sıfatları var, şekirleri ( r u s û m ) mevcut. Böyle olmak onların nişanıdır. Şayet sıfatların var ve şekillerin mevcut olmaması onların nişanı olsaydı o zaman sıfat ve şekle sahip olmamak onların nişanı olurdu". Şibli, sufilere sufi denilmesini sıfat ve şekle sahip olmalariyle izah etmiş, hakikat derecesine ulaşan bir sufinin resmi (şekli) ve sıfatı olabileceğini kabul etmemiştir. (Hakiki sufide sıfat ve resim yoktur, bu dereceye ulaşmamış olan sufilere eski sahib bulundukları sıfat ve şekiller dikkata alınarak s u f i y e denilmiştir) .

 

Bayazid Bistami (k.s.) ; "Sufiler, Hakk'ın kucağında (ve himayesinde) ki bebeklerdir", demiştir. (Anne bebeğin ihtiyaçlarını temin ettiği gibi Allah da onların ihtiyaçlarını sağlar)

 

Ebu Abdullah Nebâci (k.s.) ; "Tasavvuf b i r s â m (bir delilik nevi) hastalığı gibidir. Başlangıçta insan saçmalar. Fakat bu hâl kendisinde iyice yerleşince lâl olur. Yani sufi başlangıçta makâmından bahseder, hâli ile ilgili bilgiler anlatır. Fakat keşfi açılınca hayrette kalarak sukut eder". (Maksadı sözle anlatmak vuslat hailnde olmayan sufilerin hâlidir, tasavvufun son merhalesine ulaşanlar h a yr e t içinde kalır ve sukut ederler. Sukut sözden üstündür)

 

Fâris'in şöyle dediğini işitmiştim: "Nefsâni arzular, insanın önünde duran büyük ve önemli işlere galebe çalınca, en doğru olanı tercih etmek bahis konusu olur. O zaman bu hâl sözle açığa vurulur ve yayılır. Vuslat makâmına ulaşılınca, nefisle nefsin arzuları arasına perdeler çekilir, o zaman her an sukut etmekten başka yapılacak bir şey bulunmaz". (İnsan nefsi ile çatışma hâlinde bulunduğu zaman en iyi hareket tarzını tercih etme imkânına sahip olur. Onun için de durumu sözle ifade eder. Kendinden geçip nefsinden gâib olunca susmaktan başka bir şey bahis konusu olmaz) .

Ebu Hüseyn Nuri'ye (k.s.) ; "Tasavvuf nedir", diye sorulmuş, o da ; "Makâmı yaymak ve kıvâma vâsıl olmaktır" , demiştir. "Peki sufilerin ahlâkı nedir" diye sorulunca, "başkalarını sevindirmek ve onlardan gelen eziyeti görmemezlikten gelmektir" , demiştir.


"Makâmı yaymak" , sufi başkasının hâlinden değil, sadece kendi halinden ilim dili ile bahseder, demektir. "Kıvama ermek", sufinin hâli, içinde bulunduğu hâli bırakıp başkasının hâli ile meşgul olmasına engel, olur, manasına gelir.
Bu konuda bize Ebu Hüseyn Nuri'nin şu şiiri okunmuştur:

 

"Bana öyle bir hâl verdin ki hâlimi anlatmaya ihtiyaç kalmadı. Konuşamayan bir kimse maksadını sözle nasıl anlatır?"
"Hâl, hâl sahibine tercüman olmadıkça, hâl iddia eden bir kimseyi tasdik etmek mümkün değildir". (İçteki Allah korkusu hâli dışta o kadar âşikâr olmalı ki bunu sözle anlatmaya lüzum kalmamalı).


Bir ilim dalı olarak genel bir tarif yapmak gerekirse, “Tasavvuf, insanın kalbindeki kötü vasıflarla onlardan kurtulma çarelerinden; kalpteki iyi vasıflar ve onları kazanma yollarından; manevi mertebeleri kat ederek, en yüksek mertebe olan “insan-ı kâmil” mertebesine ulaşmanın kurallarından; ve nihayet “tevhid”in sırlarından bahseden bir ilimdir.” Diye tarif edebiliriz.

 

" Tasavvuf Kur'an ahlakıdır. Resulullah'ın deruni ahval ve halatı, şeriatin ince adabıdır. Tasavvuf bencillik değil, diğerbinliktir, merhamettir, muhabbettir, hizmettir; laf ebeliği değil, samimiyet, ihlas ve hikmettir. Kalp temizliği, irfan yüceliği ve amel-i salih mektebidir. İnsanı-ı Kamil olmanın yolu ve yöntemidir. Kıyl-ü kal değil, güzel haldir. Taşa karşı gül, zehire karşı panzehirdir, gözlere nur, gönüllere sürurudur."


Tasavvufun Konusu:

Tasavvuf, Hakk’ın hoşnutluğunu kazanmak ve ebedi saâdete ermek için nefisleri temizleme, ahlâkı tasfiye, iç ve dışı tenvîr, sûret ve sîreti tezkiye hâllerinden bahseden bir ilimdir.

Tasavvuf, zevken bilinen ve yaşanan bir ilim (hâl ilmi) olduğu için İslâm’ın bâtınî yönünü teşkil eden “iman”, “ihsan” ve Hakk’ı tanıyıp bilmek de onun konusu içine girer.

Ayrıca tasavvuf ilmine mahsus ıstılahlar onun konularıdır. Mesela, nefsini bilmek, kalbini bilmek, nefsini temizlemek, kalbini temizlemek, mükâşefe, müşâhede, makamlar, hâller, kurb, vusûl, fenâ, bekâ, sekr, işaret, ilham vs.

 

Tasavvufun Gayesi:

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” Buyurmakla son Peygamber olarak gönderilişinin gayesini belirtmiştir. Tasavvufun gayesi de, ahlâkın kemâl mertebesine ulaşmak için her hususta Hz. Peygamber (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip ederek, iç ve dış olgunluğu itibarıyla O’nun gerçek varisi olmanın yolunu göstermektir.

Tasavvufun gayesi, Hakk’ın rızâsını kazanmak için nefisleri temizlemek, güzel ahlâk sahibi olmaya çalışmak, kısaca Allah ve Rasulü’nün ahlâkıyla ahlâklanmaktır.

 

Tasavvufun Özellikleri:

1- Manevi tecrübe ile anlaşılan bir ilimdir.

2- Tasavvufî bilginin konusu marifetullahtır.

3- Tasavvuf, tatbiki bir ilim olduğundan, mürşid vâsıtasıyla öğrenilir.

4- Tasavvuf kitaptan okuyarak öğrenilebilecek bir ilim değildir. Çünkü tecrübidir.

5- Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelam gibi akılla sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı kabul edilir.

 

Tasavvufun Zuhuru:

Tasavvuf isim olarak Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde yoktur. Fakat muhteva olarak mevcuttur. Çünkü İslâm’ın ihsan boyutunu, insanın ikan yani yakıni bir kıvamda yaşamasını sağlayan tasavvuftur. Kur’ân’da bahsi geçen; takva, zikir, huşu, tevbe, rızâ gibi kalb amellerinin nasıl gerçekleşeceğini Kur’ân ve Sünnet’ten alıp, tatbiki olarak öğreten zahidlerdir, sûfîlerdir. Tasavvufun asr-ı saâdetteki adı zühd’dür.

Hz. Peygamber’den sonra İslâm fetihlerinin genişlemesi, harpte elde edilen ganimetlerin Müslümanları refah ve saâdete sevk etmesi; bu ilmin müstakil bir tarzda zuhuruna medar olmuştur. Bir kısım Müslümanlar zenginliğe, paraya ve dünya mallarına yönelirken, diğer kir kısım Müslümanlar ise, kendi inandıkları temiz akideyi aynen devam ettirmek ve Allah(c.c.) tarafından vahyedilmiş olanın dışına çıkmaksızın Hz. Peygamber(s.a.v.)’in yolunda gitmeyi üstün tutmuşlardır.

Tasavvuf, müstakil bir ilim olarak ilk defa Basra’da zuhur etmiştir. İlk devir sôfilerinin hepsi zahid’dir.

İlk önce sufi ismini alan zât Ebû Hâşim sôfi’dir(ö.150/767). İlk tekke de Suriye’de Reml şehrindeki Ebû Hâşim Tekkesi’dir.

Ebû Hâşim ile başlayan zühdî hareketler, kısa zamanda İslâm memleketlerine yayıldı. Tarîkat öncesi tasavvuf diye isimlendirilen bu devir sufileri azdır.

Sufiyye mesleğine ilk olarak hareket veren Süfyan Sevri (K.S)’dir.

Hazırlama tarihi: 26 / 01 / 2021
Yazı Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: Şeyh Arif Rivegeri (?-1315)
Sonraki: Hz Mehdi Alametleri




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Naksibendi.com.tr

MENZİL ALTIN SiLSiLE
Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Site İçi Arama
Sepet
Sepetiniz boş.
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

İçerik Rss - İçerikler Rss - Gizlilik Politikası