Bütün Ehl-i Sünnet tarikat Pirlerine ve mensuplarına saygı ve sevgisi olan, Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı bağlanmaya azmetmiş, elest bezminde verdiğimiz sözü unutmayan Müslümanlarız Şeyh Muhammed Masum Serhendi (1599-1668) - Menzil Nakşibendi Tarikatı - Tasavvuf sohbetleri Şeyh Muhammed Masum Serhendi hayatı

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

İstatistikler
Toplam: 3618178
Aktif: 20
Bugün: 90
Dün: 956
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    
Naksibendi.com.tr

Şeyh Muhammed Masum Serhendi (1599-1668)

Şeyh Muhammed Ma’sum Serhendi (KS) (1599 – 1668) 

Hicri ikinci bin yılının müceddidi imam-ı Rabbani Hazretleri’nin üçüncü oğludur. Mecdüddin ve urvet’ül-Vüska lakaplarıdır. urvet’ül-vüska; sağlam ip, kendisine uyulan büyük alim demektir. 1599 (H. 1007) senesinde Hindistan’ın Serhend şehrine iki mil uzakta bulunan Mülk-i Haydar mevkiinde doğdu.  Muhammed Ma’sum Hazretleri doğduğu zaman babası; “Muhammed Ma’sum’un dünyaya gelişi, bizim için çok bereketli ve pek mübarek oldu. Onun doğmasından bir kaç ay sonra yüksek hocamın (Muhammed Baki-Billah’ın) huzuruna kavuştum, ona talebe oldum. Gördüklerimi orada gördüm.” buyurmuştur. Daha üç yaşında iken, tevhid kelimesini söylerdi.

Kur’an-ı kerimi kısa sürede ezberledi. ilim tahsil ettiği sırada, on bir yaşında iken, zikr ve murakabe yolunu babasından aldı. imam-ı Rabbani Hazretleri onun hakkında; “Muhammed Ma’sum’un günden güne an-be-an bizim nisbetimizi elde etme hali; dedesinin yazdığı Vikaye kitabını, o yazdıkça arkasından ezberleyen Şerh-i Mevakıf sahibinin haline benzer.” buyurdu. Babası imam-ı Rabbani Hazretleri yine onun için; “Bu oğlum, sabikundan (bu ümmetin büyüklerinden) dir.” buyurdu.  O daha küçük iken, babası onda tam bir olgunluk ve irşad eserleri gördü. istidadının yüksekliğini anlayınca teveccüh ve nazarları ile ona yönelip, istidadının altında gizli kemalatın açığa çıkmasını bekledi.

Buyurdu ki: “Hal, ilimden sonra olduğu için, ilim okumaktan başka çare yoktur.” Bu sebeple oğluna akli ve nakli ilimleri okutmağa başladı. En zor ve en derin kitapları satır satır, yaprak yaprak okumasını emretti. Böylece Muhammed Ma’sum Hazretleri, ilim tahsiline başladı. imam-ı Rabbani Hazretleri ona; “ilim tahsilini çabuk bitir ki, seninle büyük işlerimiz vardır.” buyururdu. Daha on dört yaşında iken babasına; “Ben kendimde öyle bir nur görüyorum ki, bütün alem güneş gibi ondan aydınlanmaktadır. Eğer o nur sönerse dünya karanlık, zulmetli olur.” diye arzedince, babası; “Sen zamanının kutbu olursun.” buyurarak müjde verdi. Nitekim daha sonra bunu kendisi şöyle belirtmiştir: “allah-u Teala’ya hamdü senalar olsun. Vad edilen ele geçti. Babamın müjdelediklerine kavuştum.”  Muhammed Ma’sum, ilminin çoğunu babasının huzurunda öğrendi. Bu tahsili sırasında imam-ı Rabbani Hazretleri bir mektubunda onun hakkında şöyle yazmıştır: “Bu günlerde oğlum Muhammed Ma’sum, Şerh-i Mevakıf’ı bitirdi. Bu aradaYunan felsefecilerinin kusur ve hatalarını iyi anladı. Nice faydalara kavuştu. allah-u Teala’ya bu ihsanından dolayı hamd ve senalar olsun.” ilminin bir kısmını da büyük ağabeyi Muhammed Sadık’tan ve babasının halifelerinden olan büyük alim Muhammed Tahir-i Lahori’den öğrendi. ayrıca başka alimlerden de ilim öğrendi. Hadis ilminde babasından icazet, diploma aldı.  On altı yaşında iken, bütün ilimlerin tahsilini bitirdi. Bundan sonra tamamen tasavvufa yönelip, babasının feyzlerine, üstün makamlara, büyük derecelere ve yüksek kemalata kavuştu. Kendinden önce yaşayan büyük velilerin bir ömür harcayarak elde ettiklerini, o daha çocukluğunda elde etti.

Bu durumu kendisi şöyle ifade etmiştir: “Bu fakir, (yani Muhammed Ma’sum) o esrar denizlerinin dalgıcı oldum. O yüksek efendim (imam-ı Rabbani), daima bu fakirin halini kontrol ve teftiş ederdi. ilerlememi yakından incelerdi. Çok teveccüh buyururdu. Gizli hakikatleri beyan eyledikleri zaman bu fakirden başkası, şerefli huzurlarında yoktu. Kavuştuğum şeyleri sorduktan sonra çok iltifat eylediler. Yüksek hallere kavuştuğumun müjdesini verdiler. allah-u Teala’ya bunun ve verdiği nimetler için hamd ü senalar olsun.”  Muhammed Ma’sum, mübarek babasının feyzleri ve teveccühleriyle çok çabuk kemal derecelerine ulaştı. Kavuşma yolu pek kısa oldu. Bir ömür boyunca elde edilenler, günler ve aylara sığdırıldı. Öyle yetişti ve yükseldi ki, onun bereketi ve feyzleri bütün aleme yayıldı.  Muhammed Ma’sum Hazretleri; uzun boylu, buğday benizli, güler yüzlüydü. Gözünde biraz kırmızılık vardı. imam-ı Rabbani KS Hazretleri’nin hem halifesi hem ortanca oğludur. Babasına çok benzerdi. Havf ve haşyeti galibdi.

Daimi bir huzura malikti. On altı yaşında ilim tahsilini ikmal etmişti. Riyaziyede üstaddı. Pederleri hayatta iken müridlerin terbiyesini ona havale etmişti. Yüz binden fazla veli yetiştirmiştir. Müntesibleri Hind, arab, acem olarak hesapsızdı.  Zamanın kutbu, devrinin mürşidiydi. Meşreb-i Muhammedi üzere idi. Pederleri irtihalinden evvel ona, cahillerden sakınmasını tavsiye ebuyurmuşlardı. O da bu tavsiyeye tamamen riayet etmiştir.  imam-ı Rabbani Hazretleri ömrünün son günlerinde onu hususi odasına çağırıp buyurdu ki: “Benim bu dünyaya bağlılığım yalnız bu kayyumluk vazifesi ve muamelesi sebebiyle idi. Devamlı teveccühlerden sonra o sana verildi. Bütün mahlukat tam bir şevk ile yüzünü sana dönüyor. Şimdi bu fani dünyada kalmak için sebep bulamıyorum. Bu deni, aşağı ve hakir dünyadan göç etmem yaklaştı.” Muhammed Ma’sum-i Faruki buyurdu ki: “Bu fakir, bu gizli müjdeyi duyduğum halde kalbim parçalandı. Gözlerim yaşla doldu. Büyük bir elem ve üzüntü ile kendimden geçtim. Ne dilimde konuşacak kuvvet, ne kulağımda dinleyecek kudret kaldı. Bendeki bu değişmeyi görünce, şefkat ve merhametinin çokluğundan bir müddet daha yaşayacağını işaret edip; “allah-u Teala’nın adeti şöyledir ki; birini kendine çağırır, diğerini onun yerine oturtur.” buyurdu.  Muhammed Ma’sum, babası imam-ı Rabbani Hazretleri’nin vefatından sonra, vaz ve irşad makamına geçip talebe yetiştirmeye başladı. O da ilim ve feyz saçarak insanları doğru yola davet etti. islam tarihinde rüşd ve hidayeti onunki kadar yaygın olan bir alim ve mürşid görülmemiştir.

Dokuz yüz bin kişi ona talebe olup elinde tövbe etmiş, talebelerinden yüz kırk bini evliyalık mertebelerine kavuşmuş, yedi bini de mürşid-i kamil, tam ve olgun bir alim olarak yetişip, irşad ile emrolunmuştur. Talebeleri onun huzurunda bazan bir ayda, bazan bir haftada evliyalık kemalatına ererler di. Bazılarını bir teveccühde, makamların hepsine ulaştırırdı.  Muhammed Ma’sum Hazretleri’nin yetiştirdiği mürşid-i kamillerden her biri, bulunduğu yerlerde insanlara feyz vererek, onları irşad ettiler, hak olan doğru yolu anlattılar. Böylece onun feyz ve marifeti her tarafa yayıldı. Yapılan bu mükemmel hizmetler, izah edilemeyecek kadar umumileşti, yaygınlaştı ve asırlar sonrasına aksetti.

Talebelerinin meşhurlarından olan Murad-ı Münzevi Hazretleri’nin kabri istanbul’dadır. istanbul’da medfun bulunan en büyük üç evliyadan biridir.  Muhammed Ma’sum Hazretleri 1657 (H.1068) senesinde hacca gitti. Bu sefere çıkıp mukaddes beldelere varınca buyurdu ki: “Bu yerlerin her tarafını Peygamber Efendimiz’in nurları ile dolmuş buluyorum.” Mekke ve Medine’de bulundukları müddetçe, beyana sığmaz haller müşahede eyleyip, bir kısmını yakınlarına anlatmıştı. Buyurdu ki: “Mekke-i Mükerreme’ye geldiğim zaman tavaf-ı kudum yaptım. Melekler ve hurilerin Kabe’yi tavaf ettiklerini, böyle şevk ve kavuşma hasretinin insanlarda olamayacağını gördüm. Her defasında Kabe’yi üç defa medhederlerdi. Kabe’nin etrafından göğe kadar her yeri kaplamışlardı.”  Yine şöyle buyurdu: “Mekke’den arafat’a gitmek için yola çıktım. Mina’ya varınca, namaz kılmak için Mescid-i Hif’e girdim. Peygamber Efendimiz o mescidin yakınında çadır kurmuş, konaklamışlardı. aynı zamanda orada Musa ve Harun aS’ın makamları vardı. Bu mescidde oturduk. allah’ın Peygamberi tam bir heybet ve celal ile geldi. O’nun o mübarek latif vücudu sebebiyle yer gök nur ile doldu. Her şey o nurun içine gömüldü.”  Mekke-i Muazzama’da bulunduğu sıralarda, büyük kardeşi Hace Muhammed Said hastalanmıştı. Hastalığı da ağırdı. Kurtulması için dua etti.Teveccüh buyurdu. ağlayarak allah-u Teala’ya sığındı. Ellerini kaldırarak, içli dua eyledi. Sonra buyurdu ki: “Dua esnasında müşahede eyledim ki; huşu ile ellerimi kaldırıp, allah-u Teala’ya dua ettiğim sırada, mahlukattan milyonlarcası, bana uyarak ellerini kaldırdılar.

Muradımın hasıl olması için, duama iştirak ettiler. Böylece duam kabul oldu. ağabeyimin rahatsızlığı geçip tam sıhhate kavuştu.”  Yine buyurdu ki: “Kabe’de idim. Hazret-i ibrahim’i, makam-ı ibrahim’de gördüm. Onun yakınında inanılmıyacak zuhurlar ve garib haller buldum.”  Peygamber Efendimiz’in dünyayı şereflendirdikleri Rebi’ul-evvel ayının on ikinci gecesi, Kabe’de Mültezem’in yanında iken, irşad ile meşgul olayım mı, yoksa bu işi bırakıp uzlette, kendi başıma mı ibadetle meşgul olayım diye Resulullah Efendimiz’e tazarru, yalvarma ve ilticada bulundum. Çok kıymetli olan irşad ile meşgul olmam için emrolundum. allah-u Teala’nın rızasının tamamen bu işte olduğunu ve bu işe gayret etmemi bildirdi. Hatta bunu terk etmemin hiçbir şekilde rızasına uygun olmadığı anlaşıldı.  urvet-ül-vüska Muhammed Ma’sum Hazretleri Mekke-i Mükerreme’den ayrılıp, Cidde’ye geldiği zaman buyurdu ki: “Nurlar ve esrar, Harem-i şerifin dışında, içindekilerden daha çok görünmeğe başladı. Zira, huzurda iken, nurların ziyasının çokluğu, onlara bakmamıza mani oluyordu.

Bu yüzden hiçbir tarafa bakamıyordum ve her şeyi iyice anlayamıyordum. Nurların azalması, bakmayı kolaylaştırdığı için, anlamak da mümkün oluyor.” Sonra Medine’ye gitmek üzere yola çıktı.  Medine-i Münevvere yoluna büyük bir sevgi ile koyuldu. Mescid-i Nebi’nin nurlarının eserlerinin, dalgalarının görünmesi, duyulmağa başlaması, bir an evvel bu kıymetli yerlere kavuşmağı hızlandırıyordu. Bunun gibi Sahabe-i Kiram’ın mübarek mezarlarına ulaşmak için tam gayret ediyordu. Bedir vadisine gelince, Sugra’da yatan Bedir muharebesi şehidlerinden hazret-i abdülharis’in mezarını ziyarete gitti. Yanındakilerle beraber, bir müddet mezarın başında murakabe eyledi. Sonra; “Onun mezarının başında teveccüh ettim. Kendisini bulamadım. Bir müddet sonra görünüp, bize doğru geldi. Büyük bir neşe ile beni karşıladı.” buyurdu.Sonra Medine’ye girdiler. Medine’de Peygamber Efendimiz’in kabrini ziyaret ederek, uzun müddet murakabe ile meşgul oldu ve; “Peygamberlerin sonuncusu, kereminin çokluğundan ve merhametlerinin fazlalığından gözüküp yanıma geldi. Lütf ve inayet buyurup beni kucakladı.

O kadar nimete kavuştum ki, bunun gibisine bu zamana kadar kavuşmamıştım.” buyurdu. Orada bulunduğu müddetçe Peygamber Efendimiz’i bu şekilde defalarca görmüştür.  Muhammed Ma’sum Hazretleri Medine-i Münevvere’de bulunan ashab-ı Kiram’dan birçok zatın ve diğer büyük zatların medfun bulunduğu Baki’ kabristanını da ziyarete gitti. Bu ziyareti sırasında da, ashab-ı kiram’ın büyüklerinin ruhaniyeti ile görüştü. Baki’ kabristanında veda ziyareti yaparken, Hazret-i Osman’ın nur saçan mezarı başında oturdu. Diğer mezarları da ziyaret için oradan ayrılırken, Hazret-i Osman’ın ruhaniyeti gözüküp onu uğurladı ve üç defa öptü. ayrıca Hazret-i abbas’ın, Hazret-i aişe’nin, Hazret-i Fatıma’nın, Peygamber Efendimiz’in küçük yaşta vefat eden mübarek evladı ibrahim’in ve diğer büyüklerin ruhaniyetini görmüştür. Onların da feyz ve bereketlerine kavuştuğunu, her birinden ayrı ayrı haller gördüğünü bildirmiştir.

Hazırlama tarihi: 01 / 01 / 2021
Yazı Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: Şeyh Muhammed Seyfeddin (1639-1684)
Sonraki: Hz Mehdi Alametleri




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Naksibendi.com.tr

MENZİL ALTIN SiLSiLE
Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Site İçi Arama
Sepet
Sepetiniz boş.
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

İçerik Rss - İçerikler Rss - Gizlilik Politikası