Bütün Ehl-i Sünnet tarikat Pirlerine ve mensuplarına saygı ve sevgisi olan, Kur'ân ve Sünnet'e sımsıkı bağlanmaya azmetmiş, elest bezminde verdiğimiz sözü unutmayan Müslümanlarız Şeyh Ubeydullah Ahrar (1403-1490) - Menzil Nakşibendi Tarikatı - Tasavvuf sohbetleri Şeyh Ubeydullah Ahrar, Şeyh Ubeydullah Ahrar hayatı, Şeyh Ubeydullah Ahrar kerametleri

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

İstatistikler
Toplam: 3618118
Aktif: 24
Bugün: 8
Dün: 956
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    
Naksibendi.com.tr

Şeyh Ubeydullah Ahrar (1403-1490)

Şeyh Ubeydullah-I ahrar (KS) ( 1403 – 1490)    

Ubeydullah-ı ahrar hazretleri, Türkistan’ın büyük velilerindendir. Kendilerine “Silsile-i aliyye” adı verilen ve insanlara İslamiyetin emir ve yasaklarını anlatarak dünya ve ahirette saadete kavuşmalarına vesile olan büyük alim ve velilerin on sekizincisidir. 1403’te Taşkent’te doğdu. 1490’da Semerkant’ta vefat etti.

Kabri oradadır. Doğumundan itibaren üstün halleri görüldü. annesi nifastan temizlendikten sonra emmeye başlamıştır. Yüzünde öyle bir nur parlardı ki, görenler hayran kalıp, ona dua ederlerdi. Dilinden allahü tealanın ismi hiç düşmezdi. Dedesi de, alim ve veli idi. Vefat edeceği sırada, torunları ile tek tek vedalaştı. Ubeydullah-ı ahrar o zaman çok küçüktü. Onu görünce, kucağına aldı. Sarılarak ağladı ve şöyle dedi: “Ben, bunun büyük bir zat olduğu zaman hayatta olmam. Bu İslamiyete hizmet edecektir. Cihan padişahları bunun sözünü dinleyecekler.” dedi.  Tasavvufta yüksek derecelere kavuştuktan sonra, helal kazanmak için tarımla meşgul oldu. Kısa zamanda zengin oldu. 1300’den fazla çiftliği vardı.

Herbirinde üç bin amele çalışırdı. allahü teala onun mahsulüne öyle bir bereket verdi ki, her yıl 800 bin batman [700 ton] zahire uşur verirdi. ambarlarına konulan mahsul, çıkardıklarında, koyduklarından fazla geliyordu. Kendisi bu konuda; “Bizim malımız, fakirler içindir. Bunca malın hassası işte bu noktadadır” buyururdu.  Yakınlarından biri, bir gece birini kendisine şarap alıp getirmesi için gönderdi.

O kimse şarabı alıp gelince, onun bulunduğu evin önünde durup, şarap testisini yukarıdan sarkıttığı bir sepete koydu. O da sepeti yukarı çekmeye başladı. Çekerken, sepet duvara çarpıp ipi koptu, yere düştü ve testi kırıldı. Şarap isteyen kimse, kimse bilmesin diye, sabahleyin erkenden kalkıp kırılan testisinin parçalarını topladı. Ubeydullah-ı ahrar hazretleri o kimsenin evine geldi. “Gece yukarı çektiğin testinin sesi kulağıma geldi. Eğer o testi kırılmasaydı, benim kalbim kırılırdı ve bir daha seninle buluşmama imkan kalmazdı.” buyurdu.   Özbekistan – Semerkand şehrinde defnedilmiştir.  

Ubeydullah-ı ahrar Hazretleri çocukluğundaki halini şöyle anlattı:   “Küçüklüğümde, bende kuvvetli bir vahime, hayalgücü vardı. Şöyle ki; yalnız başıma evden dışarı çıkamazdım. Bir gece bana öyle bir hal oldu ki, kalbim Ebû Bekr Şaşî’nin kabrini ziyaret etme şevki ile doldu. Hemen evden çıktım, kabri başına varıp, kabre karşı oturdum. Kalbime hiçbir korku gelmedi. Bir saat kadar böyle kaldım. Oradan Şeyh Havend Tahûr’un kabrine gittim. Yine içimde bir vehm ve korku yoktu. Oradan Şeyh İbrahim Kimyager’in kabrine, Şeyh Zeynüddîn Kûy-i arifan’ın kabrine gittim. İçimde hiçbir korku yoktu.  Bundan sonra artık bende, kabirlerde ve korkulu yerlerde, büyüklerin rûhaniyyetinin bereketiyle hiçbir korku hali kalmadı. Bundan sonra hiç korkmadım. Taşkent’in bütün mezarlarını dolaşmayı adet edindim. Mezarlar birbirinden uzak yerlerde idi. Bir gecede hepsini dolaştığım oluyordu. Bu sıralarda yeni kendime gelmiştim. Ev halkı benim geceleri böyle dolaşmamdan telaşa düşmüş olacaklar ki, peşimden süt kardeşimi göndermişler.

Benim ne yaptığımı öğrenmek istemişler. Bir gece Şeyh Havend Tahûr’un kabri şerîfinin yanında idim. Süt kardeşim çıkageldi. Yanıma gelir gelmez, elini üzerime koyup titremeye başladı. ‘Sana ne oldu?’ dedim. ‘Gözüme garip şeyler görünüyor, az kaldı helak olacaktım.’ dedi. Onu alıp, eve götürüp bıraktım. Ev halkına demiş ki: ‘artık ondan şüphelenmeyiniz. Ondan dolayı hoşnud olunuz. Biliniz ki o, bizden bambaşka bir hale düşmüş. Karanlık gecede, on kişinin bir grup halinde sokulamayacağı mezarlar başında kimsesiz, sabaha kadar kalmaktadır.’ Ev halkı bunu öğrendikten sonra, benim bambaşka bir hale tutulduğumu anlayıp, hakkımda başka ihtimaller düşünmediler.”  Bu talebesi anlatır:  Seferde idik. Gece yarısı bana “Hemen kalk, eşyalarını topla ve derhal dışarı çık!” buyurdu ve kendisi de çıktı. Bu çevrede olanları da uyandır. Beni takip edin” dedi. bir tepeye doğru yürüdü, biz de hemen toparlanıp onu takip ettik. Tepeye çıkınca, durdu. Biz de yanında durduk. Bir kısmı da, gelmemişti. Biz tepede iken, birdenbire korkunç bir sel geldi. Önüne gelen ağaç, kaya, duvar, ne varsa süpürüp götürüyordu. ayrıldığımız ev de sel suları içinde kalmış, gelmeyenler de sele kapılmıştı. Sele kapılmaktan kurtulanlar, Ubeydullah-ı ahrar hazretlerinin bu kerametini görerek, onun büyük bir veli olduğunu bir kere daha anlamış oldular. Buyururdu ki:  “Kalbin kararmış olmasının alameti, günahlardan, üzüntü duymaması, günahta ısrar etmesidir. işlediği günahlardan dolayı kalbi o kadar kararır ki, artık nasihat tesir etmez, gafletten uyanmaz.”  “Eğer biz şeyhlik yapsaydık, zamanımızda hiçbir şeyh kendisine talebe bulamazdı. Fakat bize başka iş emredildi. Bizim işimiz, müslümanları zulümden korumaktır.”  “Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarfetmektir.”  “Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir.”  “Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an allahü tealayı hatırlamaktır.”  “İnsanın kıymeti; idrakinin, bu yolun büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır.”  “Belalara sabretmek hatta şükretmek gerekir. Çünkü, allahü tealanın birbirinden acı belaları vardır.”  “İnsanın yaratılmasından maksat, kulluk yapmasıdır. Kulluktan maksat ise, her halükarda allahü tealayı unutmamaktır.”  “Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse, halimiz haraptır. Eğer bütün harablıkları, çirkinlikleri verseler itikadımız düzgün ise, hiç üzülmemeliyiz”  Kendisi şöyle anlatır:   “Halimin başlangıcında, rüyada Resûlullah’ı (sallallahü aleyhi ve sellem) gördüm. Gayet yüksek bir dağın eteğinde, Eshabı ile topluluk halinde idiler. Beni görünce, elleri ile benim yaklaşmamı işaret edip; “Beni bu dağın başına çıkar!” buyurdu.Ben de kendilerini omuzlarıma alıp, dağın tepesine çıkardım. ‘Ben sende böyle bir kuvvet bulunduğunu biliyordum. Fakat, başkaları da görsün ve bilsin diye sana bu işi yaptırdım.’ buyurdular.  

Yine ilk zamanlarda, rüyada Hace Şah-ı Nakşibend Behaeddîn Buharî Hazretleri’ni gördüm. Batınıma, kalbime öyle tasarruf etti ki, ayaklarımda mecal kalmadı. Ondan sonra dönüp yürüyüverdiler. Ben de son gücümü sarfederek, arkalarından koştum ve yetiştim. Geriye dönüp, ‘Mübarek olsun!’ buyurdular.”  Küçük yaştan îtibaren memleketi olan Taşkent’te ilim tahsîl eden Ubeydullah-ı ahrar, ilim tahsîlinden artan zamanda allah-u Teala’ya ibadet etmek ve O’nun ismini anmakla geçirdi. allah-u Teala’nın rızasına kavuşmak için gayret etti. 

Hazırlama tarihi: 01 / 01 / 2021
Yazı Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: Şeyh Muhammed Zahid (?= 1530)
Sonraki: Hz Mehdi Alametleri




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Naksibendi.com.tr

MENZİL ALTIN SiLSiLE
Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Naksibendi.com.tr

Site İçi Arama
Sepet
Sepetiniz boş.
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google

İçerik Rss - İçerikler Rss - Gizlilik Politikası